Görünmeyenler 11. Bölüm

Ahmet odadan çıktığı andan itibaren buse ablası ile konuşmaya çalışıyordu. “Canım yaşadıkların çok ağır biliyorum ve seni anlıyorum, ama ne olursun Ahmet abiye biraz şans ver ona büyük haksızlık ediyorsun.” Epeydir söylediği hiç bir şeye cevap vermiyordu,ablasının dikkatle dinlediğini sanıyordu. Söylediklerinin üzerinde bıraktığı etkiyi görmek için ablasının yüzünü incelediğinde ,  busenin ağzı şaşkınlıkla aralandı. Bir dakika önce uyanıktı, hangi ara böyle derin bir uykuya geçti diye düşünüp mırıldanmaya başladı  “kendi kendime konuşuyorum burada deminden beri ne ara uyudun sen Allah aşkına ya.”  Tam o esnada , ablasının derinden gelen iç çekiş sesi Buse’ye cevap verir gibi olmuştu.  Şefkatle gülümseyip ablasının yanağına öpücük kondurup odadan çıktı. Koridora Ahmet’in yanına gitti. Bir hayli gergin ve sinirli görünüyordu. Busenin de omuzları çökmüştü sessizce yanına oturup yüzüne baktı. Ahmet gergin bir ses tonuyla “Nilay nasıl? Yalnız bırakma ablanı buse.” Buse üzüntüyle yüzüne bakarak “merak etme abi uyuyor şimdi,kontrol ederiz sık sık”
Uzun uzun konuştular birbirlerine her şeyi anlattılar. Ahmet hastanede yaşadıklarını anlattıkça , buse ablasının yaşadıklarını dinlerken  göz yaşlarına engel olamıyordu. 
Buse de ona bu sabah evde yaşadıklarını anlattı. Birbirlerini hayretle dinlediler, ara sıra Nilay’ı kontrol ettiklerinde, hala uykuda olduğunu görüp rahatlıyor  ve konuşmalarına kaldığı yerden devam ediyorlardı. 

Nilay gözlerini karanlığa alıştırmaya çalışırken,burnuna gelen  keskin rutubet ve dışkı kokusundan ciğerleri tıkanmıştı adeta. Elini burnuna koyup kokuyu bastırmaya çalışırken nerde olduğunu anlayabilmek için etrafına bakınıyordu. İçinde bulunduğu ortamın çok kötü olduğuna dair hisler vardı.  Önünü tam olarak göremeden karanlıkta ilerlemeye çalıştı. Ellerini  önüne doğru uzatıp ilerlerken , sivri yumuşak  bir şeye çarptı. Gözleri artık karanlığa alışmıştı,gördüğü şey bir sürü saman balyalarının üst üste istiflendiği ve samanların bittiği kısımdan gelen ışık süzmesiydi. Dikkatlice ilerledi, kalbi hızla atıyordu.Dışkı  kokusu gittikçe daha çok artıyordu sanki.  Attığı her adımda hışırtılar ve gıcırdama sesleri geliyordu,mümkün olduğunca yavaş ve dikkatli ilerlemeye çalışıyordu.  Bir adım daha atmıştı ki bir ses duydu. Karanlıkta bütün duyuları devreye girmişti.Kulaklarını keskinleştirip sesin nereden geldiğini dinledi. Bir adım daha atıp bekledi. Nabzı iyice hızlanmış ve ter içinde kalmıştı. Sesler uğultu şeklinde geliyor birbirine karışıyor ve  ne söylediklerini anlamıyordu.  Yavaşça yere eğilip emekleyerek ışığın geldiği yöne doğru ilerlemeye devam etti.  Yaklaştıkça görüntü de netleşmişti.Tahtaların arasından ışıklar süzülüyordu.Bu yer gittikçe tanıdık gelmeye başlamıştı ama nereden?  Nasıl olur? diye zihnini zorluyordu. Tahtaların arasından bir karış kadar açıklık olan yere yaklaştı ve gözlerini dayadığında dehşetle yerinden sıçradı. Çıkarttığı anlık çığlıkla ellerini ağzına bastırıp kendini susturmaya çalıştı.     Yerde boğazı kesilmiş bir at kanlar içinde debeleniyordu. Nefes borusundan gelen tiz sesler çığlık gibi yankılanıyordu ahırın içinde. İki kişi yerde bir çemberin etrafında durmuş bağırarak anlamadığı dilde bir şeyler söylüyorlardı.  İkisinin de arkası Nilay’a dönüktü. Nilay dehşetle bir ata birde yerde çizdikleri o çembere bakıyordu , kalbi göğüs kafesinden fırlayacak gibi atıyordu. Uzun boylu elinde  kitap olan bir adam çemberin etrafında dönmeye başladığında, içinde simsiyah bir karartının hapsolduğunu gördü. Bembeyaz göz bebeklerini o kadar uzaktan görebiliyordu ki gördüğü şeyin bir insan olmadığını o anda anlamıştı. Çemberin etrafında bir güç vardı sanki , içindeki kadın şeklindeki ürkütücü varlık çıkmaya çalıştıkça acı çekiyor ve çığlık atıyordu. Sesler gittikçe artıyor ve anlamadığı dilde konuşan adam bağırarak kitaptan bir şeyler okuyordu.  Diğer kadın sabit bir şekilde yerinde duruyor ve hiç bir şey yapmıyordu. Atın kafasından akan kanlar çemberi dolduruyordu. Adam bir anda hızla Nilay’ın olduğu yöne doğru döndü. Bir an onu gördüğünü sandı ve olduğu yerde bayılacak gibi oldu neyse ki adam onu görmüş gibi değildi, hızlı adımlarla o yöne doğru yürüyüp küçük bir bidon aldı. Geri dönüp çemberin içindeki varlığın üstüne dökmeye başladı. Yanındaki kadına işaret yaptı ve kadın arkasını dönüp gittiğinde, cebinden çıkarttığı çakmağı üstüne attı. Bir anda alevler sardı çemberin her yanını, içindeki cin çığlıklar içinde acı çekerek can vermeye başladı.  Adam soğuk kanlılıkla izliyor alevler yükseldikçe biraz geri çekiliyordu. Alevler öyle hızla yükseliyordu ki sıcaklığını olduğu yerden hissedebiliyor ve bu yerden nasıl çıkacağını ne yapacağını bilemiyordu , panikten kaskatı kesilmişti. Adam arkasını dönüp “burada durmamanı söyledim Fatma , git artık” dediğinde Nilay’ın kanı çekilmişti. Adamın döndüğü yöne doğru baktığında ahırın çıkış kapısında duran babaannesini gördü!  Orada öylece durmuş dedesi sandığı adama bakıyor , alevlerin arasında can veren cine zafer kazanmış gibi dudaklarını aralayarak tebessüm ediyordu. Arkasını dönüp kapıyı açtığında , bir anlığına ahıra gelen ışıkta geldiği gibi yok oldu.  Tepede yanan cılız sarı ışık ve artık çemberde kalmayan ateşler yayılmaya başlıyordu. Adam eskiden hayvanların olduğu yöne doğru gidip bir kovayla su doldurup çemberin başına geçip su dökmeye başladı ateşlerin üstüne.  Bu şekilde nasıl söndürecekti bu ateşi ? Nilayın aklı almıyordu ! Bu yerde tüm bu olanlarla birlikte yanıp kül olacağım. Bütün bunlar gerçek olamaz , babaannem yıllar önce öldü gerçek değil olamaz diye kendi kendine konuşurken gördüğü şey karşısında nefesi kesildi. Adam tam tekrar dönüp su alacakken Nilay hayır diye çığlık attı.  Uzun simsiyah boynuzları ile kırmızı gözlü iblis adamın boğazından tutup ateşin içine attı.  Çıkmaya çalıştıkça can havliyle adamı tekrar tutup fırlattı, burnuna yanık et kokusu geliyordu. Adam karşısında eriyordu. İblis bir şeyler söylüyordu 
anlamadığı dilde, tıpkı o adamın çemberin içindeyken cine söylediği gibi. Kuranı pek bilmezdi Nilay ama bunun arapça olmadığına emindi.  Bir  anda  iblisin gözleri Nilay’ın gözleri ile birleşti, doğrudan gözlerinin içine bakıyordu Nilay , geriye doğru sendeledi ve birden samanlar alev aldı. Alevler hızla yayılmış tüm samanlar tutuşmuştu. Alevlerin arasından iki çift kırmızı renkli gözler kendisine bakıyordu...
Nilay irkilerek uyandığında,busenin yanı başında uyuduğunu gördü.  Nefes nefese kalmıştı, göğsü hızla inip sönüyordu. Boğazı kurumuş sanki gerçekten alevlerin arasından çıkmış gibi yanıyordu. Buse ablasının hareketlerinden uyandı ve telaşla bakıp “canım iyi misin? Kabus mu gördün?” Nilay hiç bir şey diyememiş kendini sakinleştirmeye çalışıyor ve rüyanın etkisinden çıkmaya çalışıyordu. “Abla bem bembeyaz olmuşsun sana bir su vereyim” Nilay kafasını sallamakla yetindi. 

Nilay, öğleden sonra taburcu olacaktı. Ahmet sabahtan beri bütün işlemlerle uğraşıyordu. Akşam  buse ile anlaştıkları gibi bir daha asla Nilayı hastanede de olsa yalnız bırakmayacaklarına karar vermişlerdi. 
Doktor Ahmet’e hastanede gözetim altında kalmasının sağlığı açısından daha iyi olacağına dair dil dökse de ,Ahmet ikna olmamış gerekli tüm belgeleri imzalamıştı.  Buse annesi ile telefonda görüşmüş, taburcu olacağını haber vermişti. Sonunda istediği olan annesi hemen harekete geçmişti,hocayı eve getirebilmek için bir ton  dil dökmüş olsada ikna edebilmişti. Herkes  heyecanla eve gelmesini bekliyordu. 
Ahmet işlemleri bitirip odaya giderken doğru karar verip vermediği hakkında hala tereddütleri vardı. Busenin evde  yaşadıkları,kendi gördüğü rüyalar, eğer  ailecek delirmedik ise doğa üstü bir şeyler olduğunu bir yanı kabul ediyordu,mantıklı olan yanı ise hala Ahmet’le çatışmaya devam ediyordu.  Koridorun sonundaki odaya girdiğinde, ikisinin de çoktan hazırlanıp beklediklerini gördü. Buse çantaları hazırlamış Nilay’da yatağında derin düşüncülere dalmıştı,içeri girdiğini fark etmemişti bile. 
“Buse Ahmeti kapıda görünce heyecanla artık gidebilir miyiz abi?” dedi. Ahmet yapay bir sevinçle “haydi çıkalım kızlar bu yerde fazlası ile oyalandık” deyip buseye göz kırptı. Nilay tepkisiz ve heyecansız görünüyordu ama en azından Ahmet’i görünce fırçalamamış, defolup gitmesini söylememişti.Ahmet'in azda olsa içi rahatlamıştı. 
Arabaya geldiklerinde sağanak yağış başlamıştı. Nilay’ın öne oturması için Ahmet kapıyı açtığında, arka kapıyı açıp koltuğa gömülmüştü bile. Yol boyunca Nilay’ı konuşturabilmek için ikisi de türlü konular açıp muhabbete dahil olması için çabalamışlardı ama başarılı olamamışlardı. Kendisine direk soru yöneltilirse evet-hayır gibi kısa net cevaplar verip kestirip atıyordu. 
Nilay gece uyandığından beri tek bir şey düşünüyor, bu olayda babaannesinin ve geçmişinin bağlantısını kurmaya çalışıyordu. Aklına gelen ufak tefek ayrıntıları birleştiriyor ama bilgi eksikliğinden bir yere varamıyordu bir türlü. Yol boyunca buse ve Ahmet’in tatlı çabaları sadece kafasını karıştırmasını, odaklanmasını zorlaştırdığı için öfkelenmemesi gerektiğini bilse de gene de öfkesinin kabarmasına engel olamıyordu! 
“Artık lütfen çenenizi kapatır mısınız?” Ahmet biranda o tepki ile ayağını gazdan çekse de sakinliğini koruyup devam etti, buse de sus pus kalmış ablasına bakıyordu. “Tek istediğim lanet olası cevaplar!" dedikten sonra sesi çatallaşmış ağlamamak için çaba göstermeye başlamıştı.  “Siz burada hiç bir şey yokmuş gibi car car konuşunca deliler hastanesinden çıktığım gerçeğini saklamıyor! Ve ya içinizde fırtınalar koparken,birini sakinleştirmek için sevimli görünme çabanızın nasıl ironi geldiğini, kendinizi uzaktan izleseniz anlardınız.” Gözlerinden yaşlar akarken sesini yumuşatıp “Lütfen tek istediğim gerçekçi olmanız.”  
Ahmet dikiz aynasından Nilay’a bakıp son derece kararlı bir ses tonuyla “sana söz veriyorum bu beladan birlikte kurtulacağız,her şeyi atlatacağız ,lütfen tek başına düşünüp durma bizlerle de paylaş” Nilay, bu lafın üzerine göz yaşlarının arasından sahte bir tebessümle gülümseyip, " iyi ki varsın Ahmet sende olmasan ne yapardım ben " deyip gözünü yola çevirdi.  
Buse ön koltukta  huzursuzca kıpırdanıp arkasına dönerek ablasının ellerini tuttu. “Annem her şeyi halledecek bu gün kurtulacaksın ablam, hocayla konuşmuş bizi bekliyorlar. Nefesi  kuvvetli bir hocaymış sayısız kişiyi kurtarmış” umutla ablasına bakıp söylediklerine inanmasını istiyordu. “İnşallah kardeşim, inşallah.”

Nilay'ın kafasında bir sürü cevapsız sorular birikmişti. Azad gerçekte iyi birimiydi? Babaannem neden beni o ahırdan hep uzak tutardı?Küçükken neyleri gözümden kaçırdım?Ahsen bana büyü yaptıysa eğer Ahmetten ayrılmam ise mesele, geçmişimin bununla ne ilgisi var? Azad nereden çıktı? Nasıl onunla çocukken arkadaşlık kurmuş olabilirim? En önemlisi bütün bunlar gerçekten bu gün son bulacak mı? Lütfen Allahım ,lütfen son bulsun, diye içinden dualar ediyordu. Elini karnına götürüp, ihmal ettiğini düşündüğü bebeğini okşadı. 
Yağmur şiddetini iyice arttırmıştı , bir saatlik yol İstanbul trafiğinde iki saate çıkmıştı sonunda annesinin evine geldiklerinde hepsi neyle karşılaşacağını bilmediğinden tedirginlikle arabadan çıktılar.Ahmet Nilay’ın koluna girdi,itiraz etmediğine çok sevinmişti.  Annesi babası ve kardeşleri kapıda karşıladı hepsi sevinç göz yaşları ile Nilay’a tek tek sarılıp öptüler.  Hep birlikte salona geçerlerken annesi “hoca içeride kızım seni bekliyor” diye önden uyarısını yaptı.  Salona girdiğinde tam karşısında tekli koltukta oturan hocayı inceledi.. Koyu yeşil cübbesi ilk gözüne çarpan şey oldu, siyah göğsüne kadar uzun sakallarına ak düşmeye başlamış ,orta yaşın biraz üstünde koyu kahverengi gözlü bir hocaydı. Nilay hocaya mahcup gözlerle bakıp ne söyleyeceğini bilemeden öylece dikildi. Hoca koltuğunda hareketlenerek “hoş geldin kızım”diyerek tebessüm etti. Annesi aceleci tavrı ile “kızım sen geç bakalım hocamın yanındaki koltuğa”diyerek diğer tekli koltuğa yönlendirdi. Ablası başını örtmesi için tülbent getirdiğin de hocada eline tesbihi alıp konuşmaya başladı.  Evinin adresini söyletti. Nilay adresi söyledi hoca sanki yanında biri varmış gibi konuşuyor,dinliyor ve sorular soruyordu. Salondaki kimseden çıt çıkmıyordu babasının ciğerlerinden çıkan hırıltılı nefesi dışında... 
Elindeki tesbihi çevirip sürekli bir şeyler fısıldayıp duruyordu.  Sonunda “oturduğunuz binaya gönderdim cinleri orayı temizlediler Allah’ın izni ile” dedi.  Nilay,Adresi bu yüzden istediğini anlamıştı. içini gariplik, huzursuzluk kaplıyordu. Rahatlamam gerekirken neden böyle tuhaf hissediyorum? inançsızlıktan mı kaynaklanıyor neden böyle hissediyorum diye kendi ile çatışıyordu. Hoca bir kaç dua okuduktan sonra gitti. Herkes şaşırmıştı kimse üzerinde yorum yapmadı. En azından Nilay’ın yanında.Akşam yemeği ve geleneksel aile faslına geçilmişti herkes hiç bir şey olmamış, her şey yolundaymış gibi davranıp duruyordu. Nilay’da bu oyunun içine kendini kaptırmak sağlam durmak için elinden geleni yapıyordu. 

Bir hafta geçmişti Nilay sürekli rüyalarında babaannesi ve bağlantılı olabilecek rüyalar görmeye devam ediyordu.  Azad bir kere rüyasına girmiş bağlantıları bulması konusunda daha dikkatli olmasını söylemişti. Ne yaparsa yapsın aklı bir türlü almıyordu ne yapması gerektiğini. Annesine  zaman zaman sorular sormaya çalışsa da hemen konuyu kapatıp bunlar üzerinde konuşmayalım deyip kestirip atıyordu. Ahmetle de artık soğukluk olsa da konuşuyordu. Ebru ile arasında hiç bir şeyin geçmediğini ağlayarak anlatmıştı Nilay’a. Ebrunun ona aşık olduğunu ve sadece bir kere konuşmak için çok ısrar ettiği için görüştüğünü söylemişti. Bunun için özür dileyip durdu.  Yanlış bir şey yapmadım ne olursun bana güven diye konuştu. Nilay üzerinde durmadı normalde olsa kalbi çok kırılır nasıl yalan söylersin bana , neden benim o kadının seni sevdiğinden haberim yok deyip ortalığı birbirine katardı ama bunun için hiç enerjisi yoktu. “sevgili kardeşin Ahsen’in en yakın arkadaşı ebru ha “deyip yüzüne bakmıştı daha fazla uzatmayıp susmakla yetindi.  O sessizlikte ikisi de bu olayı ilk öğrendiğinde odada yaşadığı travma ikisinin de gözünün önünden geçmişti karı koca aynı şeyi düşündüklerini bilseler de dillendirmediler.  Ahmet bu olayı Nilay'ın nasıl öğrendiğini merak etse de, sormaya cesaret edememişti.
Sabaha karşı 04,30 da ev halkı çığlık sesi ile irkilerek kalktı. Nilay bir anda adrenalin yüklemesi ile yataktan öyle hızlı fırlamıştı ki saniyede koridora atmıştı kendini. Ahmet arkasından koştu  babası ile koridorda çarpışmakta son anda kurtuldular.  Babası nefes nefese “ne oldu kızım?iyi misin?”  Nilay hiç hızını kesmeden koridorun yanındaki odaya koştu “buse” diye bağırdı. Kapıyı açıp buseyi yerde can çekişirken bulduklarında hepsi bir anlığına şok geçirdi. Buse yerde kolları ters dönmüş,kafası yana eğilmiş yaprak gibi titriyordu. Gözleri kan çanağı olmuştu Nilay koşarak kardeşinin başını tuttu “buradayım sakin ol canım geçti” babası, annesi ve Ahmet’te ilk şoku üzerinden atıp busenin yanına gelmişlerdi. Annesi yüksek sesle ayet el kürsi ve başka dualar okumaya başladı. Buse öfkeyle hırıltılı bir tonda bağırmaya başladı. Birden doğrulup annesinin boğazını sıkmaya başladı. Kadın  panik ve şoktan kızına gözlerini dehşetle açarak baktı. Babası ve Ahmet busenin ellerinden tutarak ayırmaya çalıştılar , iki erkeğin de gücü zor yetiyordu zapt etmeye.  Yerde debelenmeye başladı. Tüm vücudu kas katı kesilmişti ve gözleri haftalarca uyumamış bir insanın gözleri gibi kanlanmış ve öfkeyle bakıyordu.  İki erkek, var gücü ile Busenin üstüne abanıp hareket etmesini engellemeye çalışıyordu. Kafasını sertçe yere vurup tüm vücudunu kontrolsüzce hareket ettirmeye çalışıyordu. 
Nilay kardeşinin baş ucuna tersten geçip kafasını tuttuğu sırada buse gözlerinin içine bakıp.  “Merhaba Nilay beni tanıdın mı”dedi. Yüzünde alaycı bir ifadeyle gülümsüyordu,Sesi sert ve çatallıydı.  O an Nilay’ın iç güdüleri yerde yatanın kardeşi olmadığını söylese de , kardeşinin bedenine bakarken düştüğü çelişki karşısında ne yapacağını bilmiyordu.  Avize gürültü ile sallanmaya başladı, ilk Nilay fark etti. Gözünü yukarı kaldırdığında avizenin hareketleri sanki biri çarpmış ta kontrolsüzce havada sallanıyordu.  Odadaki herkes bir anlığına dikkatini avizeye verdi. Babası korku ve panikle “Bismillahirrahmanirrahim” diye yüksek sesle bağırdı.  Bütün oda avizeden gelen şıngırtı sesi ile doldu. Herkes hipnotize olmuş gibi avizeye bakıyordu. Şiddetle sarsılmaya devam ediyordu ve yavaşlaması gerekirken dahada hızlanıyordu. Annesi ağlayarak kesik kesik dualar okumaya çalışıyordu. Buse bu bir anlık boşlukta yattığı yerden hızla kalkıp Nilay’ın üstüne saldırdı. İki kardeş yerde debeleniyordu. Ablasını sırt üstü yatırıp üstüne çıktı,buse öyle güçlüydü ki Nilay hiç bir şey yapamıyordu. Ablasının saçlarından tutup yüzünü,yüzüne yaklaştırarak “bu gün ölmek için güzel bir gün” diyerek tısladı. Ahmet öfke ve panikle buseyi karısının üzerinden itti ama nafile karşısındaki sanki elli kiloluk bir kız değil de kendi kalıbından daha güçlü bir erkek gibi , direniyor ve gücü yetmiyordu. İki erkek busenin kollarından tutup çekmeye çalışırken anneleri feryat figan bağırıyordu “kendine gel buse ablan hamile napıyorsun sen yavrum” diye hıçkırıkları arasından kızının durması için yalvarıyordu. Busenin ellerini Nilay’ın saçlarından kurtardıklarında avuçları topak topak saçlarla dolmuştu. Ahmet öfkesinden buseyi öldürebilirdi öylesine çıldırmış ve gözü dönmüştü ki.. Buseyi kaldırdıkları vakit ablasının karnına öyle bir tekme attı ki Nilay yerde cenin pozisyonu alıp ağlamaya başladı. 
“Allah seni kahretsin” buse diye bağırmaya başladı Ahmet buseye sert bir tokat attı, buse babasının kollarından kurtulmaya çalışıp Ahmet’e alaycı bir tavırla bakıp kahkaha atıyordu. Ahmet bir kere daha vurdu, odada tokadın çıkarttığı ses yankılandı. Nilay yattığı yerde kıvranırken bir yandan da konuşmaya çalışıyordu “kes şunu Ahmet! kes lütfen yapma” Ahmet karısını kollarının arasına alıp “iyi misin” dedi. "Hemen hastaneye gitmeliyiz " diyerek Nilay’ın koluna girip kaldırmaya çalıştı.  Nilay kardeşinin gözlerinin içine baktı , üzüntü ve kederle hareketsiz, donuk bir ifade ile buse de ona bakıyordu. Birden burnu kanamaya başladı bardaktan boşanırcasına kan akıyordu, “bana ne oldu ?” deyip babasının kollarında kendinden geçti... 






Yorumlar

  1. Yine her zamanki gibi mükemmel bir bölüm olmuş. Kalemine sağlık. Olaylar gittikçe karmaşık bir hal almaya başladık soluksuz okudum. Tebrik ederim, devamını merak ile beklemekteyim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim canım benim ☺️

      Sil
  2. Nuray hanım her zamanki gibi mükemmel bir yazı olmuş uzun bir aradan sonra tekrardan aramıza dönmeniz çok güzel bizler için ellerinize sağlık tebrikler. Lütfen bu kadar ara vermeyin :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim ☺️ sizlerin yorumları da uzun bir aradan sonra bir o kader güzel oldu. Mümkün olduğunca ara vermemeye çalışacağım devamını çok kısa zamanda yazacağım ☺️

      Sil
  3. mükemmel bir bölümdü çok sürükleyici olmuş tebrik ederim

    YanıtlaSil
  4. Çok üzücü şeyler yaşamış olmana rağmen bunu asla yazılarına yansıtmaman inadına daha güzel daha sağlam kurgular ortaya çıkarman ne kadar başarılı bir kaleme sahip olduğunun göstergesi.. daha fazla birşey söylemek istemiyorum, seni canı gönülden tebrik ediyorum ��

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında odaklanmakta zorluk çekiyorum şu sıralar emin olamadım bu bölümde ama yorumlar öyle güzelki tekrardan motive oldum çok teşekkür ederim☺️ İntagramdan bile bulup soran arkadaşlar oldu nasıl moral oldular... keşke onlarda sizler gibi yorumlarını yazsa gizli takipten çıksalar nasıl güzel olur 🙈

      Sil
  5. Bu nasıl bir bölümdü böyle ürperdim resmen. Harika olmuş canim. Öyle bir yerde kaldı ki meraktan catliyorum. Geri dönüşün muhteşem oldu. Tebrik ediyorum :)

    YanıtlaSil
  6. Bu ne böyle naptın sen ? Tam tahmin ediyim kurguyu diyorum hiç beklenmedik olayların döngüsünde buluyorum kendimi. Korku, şaşkınlık,heyecan, üzüntü bütün duyguları hissettiriyorsun okuyucularına. Sen yaz biz okuyalım bee harikasın

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok mutlu oldum aktarabildiysem çok teşekkür ederim ☺️ Her birinizin yorumları çok güzel ve motive edici 🤗

      Sil
  7. Merhabalar, Uzun bir aradan sonra yine bizlerle olmanıza çok sevindim başınızdan geçen olay çok üzücü ve yıpratıcı ama bizlerden de kopmayın lütfen hayat inişler ve çıkışlarla dolu her zaman. Yine mükemmel bir bölümle karşımıza çıkmışsınız tebrik ederim devamını merak ile beklemekteyim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhabalar,çok teşekkür ederim çok haklısınız öyle ama evlat söz konusu olunca bir annenin en hasas noktası çok yıpranıyor İnsan. Tekrardan devam edeceğim inş sizlerin bu güzel yorumları herşeye değer 🙏 isimlerinize öyle aşina olmuşum ki bölümlere geç yorum yapınca merak ediyorum sizleri 🙈

      Sil
  8. Azad nerde azad kankim benim :))

    YanıtlaSil
  9. Ve yeniden başladık sanırım tekrardan başlamak ve her şeye rağmen devam etmek güzel bir başarı tebrik ederim. Mükemmel bir bölüm olmuş yine bizleri sürüklediniz resmen merak ediyorum o ahır da nerden çıktı birden bire kesin bir bağlantı var dimi ? devamını gerçekten çok merak ettim ha bu arada azad ne oldu :) heralde verdiğiniz parayı beğenmedi ayrıldı hikayeden :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim . Ama o ahır birden çıkmadı ki,bir önceki bölümde bir ahır vardı Nilay’ı babaannesi sokmuyordu oraya 🙈 azad yorumunuza haykırdım😀 tekrardan anlaşma sağlandı aramıza katılacak

      Sil
  10. Vaay be dedirten bir bölüm yine tebrik ederim.

    YanıtlaSil
  11. Yine çok başarılısınız tebrik ederim gerçekten bu konuda iyisiniz. başarılar dilerim.

    YanıtlaSil
  12. Vay be gerçekten okurken tüylerim ürperdi harika bir bölümdü...

    YanıtlaSil
  13. Tebrikler tekrardan sürekleyici bir kurgu ile aramızdasınız. Başarılarınızın devamını dilerim.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederim.
N.D

Bu blogdaki popüler yayınlar

Görünmeyenler 8.bölüm

Görünmeyenler 5.Bölüm

10.bölüm